Üçüncü gün — Pasif Aşınma
Üçüncü gün Özlem Çıngırlar’ın atölyesiyle başladı. Akşam, Mundurukuyü ile festival boyunca gördüğüm en kalabalık salonda buldum kendimi.
Kendi sesinizi duyamayacak kadar aşındırıyorlar sizi.
Sevgili Festival Günlüğüm;
Üçüncü gün Özlem Çıngırlar’ın atölyesiyle başladı. Özlem Hanım’ı iki sene önce Kayıtsız filmiyle Süpürge’de tanımıştım, iletişimi koparmadık. Kendisini çevresindekilerin yeşillenmesine olanak sağlayan ve yeni başlayanlara el vermekten çekinmeyen birisi olarak görüyorum. Atölyesi de bilinç yükseltme toplantılarına benziyordu. “Sizlere Kayıtsız ve Gölgesiz arasındaki sıkışmışlığı anlatacağım”, diyerek sözlerine başladı. Üretim sürecinde karşısına çıkan zorlukları anlatarak atölyeye gelenlere film yapmanın doğrusal bir süreç olmadığını ilk filminizi yapmış olsanız dahi ikincinin garantisi olmadığını anlattı. Atölyenin konu akışı şu şekildeydi: başlama süreci, kopuş ve yeniden bağlanış… Sadece film sürecinde değil hayattaki sürecimize dair bir bilinç yükseltme toplantısına dönüştü. Festival boyunca en kalabalık hissettiğim andı. Sessizliğimin sebebi dinlediklerimin içimde sönmüş fırtınaları tekrar ayaklandırmasıydı. Katılımcıların da yaşadıkları sektörel zorlukları dinledik. Ve bu zorlukların “erk” olmamaktan kaynaklandığı gerçeğiyle canımız bir kez daha sıkıldı.
Özlem Hanım’ın “pasif aşınma” diye tabir ettiği şey zamanla insanın yaptıklarını kemiren, insana kendisini sorgulatan ve vazgeçme noktasına getiren şeydi. Görünürlüğün azaltıldığı, üretmemeniz için yavaş yavaş seni kemiren pasif aşındırma… Özellikle yönetmen kadınları buna maruz kalıyordu. “Kendi sesinizi duyamayacak kadar aşındırıyorlar sizi”. Tabii ki atölye bu noktada bitmedi. Özlem Hanım kendi sesini duyamadığı noktadan Gölgesiz filmiyle çıktığını söyledi. Yeniden ayağa kalkma sürecinde üretime, sevdiği işe sıkı sıkı tutunduğunu ifade etti. Sanırım vazgeçmemek bizler için güçlenmek demekti ve aşındırıcılar için ise kan kaybı demekti. Diğer yandan günümüz koşullarında sinemayı salt gelir kaynağı, meslek olarak görmemenin hem üretimsel hem de ekonomik olarak özgürleştirici olduğundan bahsetti.
(Özlem Çıngırlar, Fotoğraf: Aybüke Çam)
Bugün iki film izlemek için çıktığım yolda tek filmle günü kapattım. Mundurukuyü: Balık Kadınların Ormanı (Mundurukuyü: The Forest Of The Fish Woman) filmini izledim. Filmde kadınlar tarihlerini, mitlerini ve inanışlarını aktarma biçimi olarak sinemayı seçmişlerdi. Silah olarak medyanın gören gözünü kullanan Mundurukuyü kadınları topraklarını ve kültürlerini koruma savaşı veriyorlardı.
Bugüne dair şundan eminim ki bir sinema salonunu bu kadar kalabalık görmemiştim. Akşam 19.00 seansı filmlerinin bitiş saati 21.30 seansı filmleriyle çok yakındı. O yüzden iki seansa gelenler çakıştı ve bir noktada bu kalabalık benim deneyimlediğim en yüksek noktaya ulaştı. Dijitalleşen dünyada sinemalar boşalıyor söylemine karşıt bir söyleme gerek yoktu ve şu an sadece bakmak yetiyordu.
(Fotoğraf:Ebrar Beyza Şentürk)
