Festivale Entel Kedi Düştü
Evinden çıkmaya üşenen bir kediden ne bekliyorsunuz?
Bir entel kedinin festival günlüğüne hoş geldiniz. Geç gelmiş olabilirim. Şaşırmayın. Evinden çıkmaya üşenen bir kediden ne bekliyorsunuz? İtiraf edeyim, geç kalmayı oldukça fazla filme girerek telafi etmeye çalıştığım bir gün oldu. Güne Judit Elek'in Karadaki Ada filmini izleyerek başladım. Macar sinema tarihinde büyük bir yeri olan Elek'in kamerasından dönemin "Buda"sını siyah beyaz izlemenin keyfi bir başkaydi. Film kamerasıyla ilk kez sokakta karşılaşanların kameraya dik dik bakışları da filmin mizahına ayrı bir katman katıyordu. Yabancıların hayatına damlayıp çıkmasının yaşlı kadını nasıl etkilediğini gözlerinden görebildiğimiz film, kalabalıkların içinde yalnızlığı anlatırken sadeliğini korumayı başarıyor. Sonrasında izlediğim 2 film de birbirinden özel hikâyelerdi. YO , yıllara yayılmış bir dostluğun, özgürlüğün ve yaşamın peşini bırakmayan bir kadının hikâyesi. Farklı medyumlar arası gidip gelen anlatı seyircilerin hepsini içine çekti — minik horlamayı bile. Ve geldik ilk günümün harika finaline. Lucia Murat'ın Yaşadığını Görmek Ne Güzel filmi. Brezilya'daki diktatörlük döneminin hafızasını tutan çok güçlü bir belgesel-kurмaca karışımı. Kurмacada tetiklediği duygular, sorduğu sorular ve seyirciye bakışı ile tek başına dimdik durabilecek bir anlatıyı, hayatta kalanların anekdotları ile bambaşka bir noktaya taşıyor. İşkencelerin tek bir ötekiye yapılmadığını da gözler önüne seriyor. Öğrenci hareketi. Kardeşi kaybolanlar. Silahlı mücadele. Uçak kaçıranlar. İşkenceden sonra hayata tutunma yöntemleri, kalan izler ve dönemi görmeyenlere düşündürdükleri ile çok boyutlu bir dünya önümüze seriliyor. Film sadece dönemin Brezilya'sının gerçekliğini anlatmıyor, evrensel bir hafızaya dönüşüyor. Festivalin devamında görüşürüz, iki ayaklılar. Bana da yer ayırın.
Devamını oku