Filmler:quality(80))
Daria’nın Gece Çiçekleri
Maryam Tafakory
Farsça; Altyazı: İngilizce, Türkçe
Daria, "Abi" (mavi) adlı gizemli bir kıza âşık olmayı anlatan ilk romanını yazmıştır. Bahçesindeki gece çiçekleri, aşk hikâyelerini cinayet sahnelerine dönüştüren bir ülkenin sırlarını saklar. Devrim sonrası İran filmlerinden beslenen Maryam Tafakory, psikiyatriyi kadın arzusunun denetlenmesiyle bağlayan bir masal örüyor.
İran’da doğup büyüyen Maryam Tafakory, film ve performans alanlarında çalışıyor. Eserlerinin solo gösterimleri MoMA, BOZAR, National Gallery of Art ve Academy Museum gibi kurumlarda yapıldı. Tate Modern, Cannes,New York Film Festivali, Locarno Film Festivali ve Toronto Uluslararası Film Festivali’ne katıldı. Kazandığı ödüller arasında 58. Chicago Uluslararası Film Festivali'nde Altın Hugo, 51. IFFR'de Tiger Short Ödülü ve 70. ile 71. MIFF'te En İyi Deneysel Film ödülü bulunmaktadır. 2024 yılında Film London Jarman Ödülü'nü kazandı. Yazıları The Guardian, Le Monde ve Les Cahiers du Cinéma'da yayınlanıyor.
Film Özel İçerikleri
When I was researching post-revolution Iranian cinema, the plethora of scenes of women taking sedatives or attempting to end their lives with medication was not a surprise. I was very young when I noticed my mother’s reliance on sedatives.
Çeviri: İran Devrimi sonrası sinemayı araştırırken, kadınların sakinleştirici kullandığı ya da ilaçlarla yaşamlarına son vermeye çalıştığı sayısız sahneyle karşılaşmam beni şaşırtmadı. Annemin sakinleştiricilere olan bağımlılığını fark ettiğimde çok küçüktüm. Bu filmlerden bazılarını izlerken annemden izler görüyor, onun sözlerini duyuyordum. On sekiz yaşında evlendirilmiş ve eğitimini tamamlaması engellenmiş bir kadın olarak, kendi kendine ilaç kullanmak bedenine dair kontrol sahibi olabildiği tek alandı.
When watching some of these films, I could see glimpses of my mother and hear her words. Married at the age of 18 and prevented from finishing school, self-medicating was the only control over her body she could exercise.
Çeviri: Bu filmlerden bazılarını izlerken annemden izler görüyor, onun sözlerini duyuyordum. On sekiz yaşında evlendirilmiş ve eğitimini tamamlaması engellenmiş bir kadın olarak, kendi kendine ilaç kullanmak bedenine dair kontrol sahibi olabildiği tek alandı.
Drawing from films where women are denied agency over their lives, this film reimagines a story of vengeance for survival. The narrative is loosely shaped by several real cases of women who murdered their husbands when they weren't allowed to divorce, pointing to how the law labels women as “insane” and makes room for state-sanctioned murder of women and queers whose desires exceed what is legally permitted.
Çeviri: Kadınların kendi yaşamları üzerinde söz hakkından mahrum bırakıldığı filmlerden yola çıkan bu film, hayatta kalmak için verilen bir intikam mücadelesinin hikâyesini yeniden kurguluyor. Anlatı, boşanmalarına izin verilmediği için kocalarını öldüren kadınlara ilişkin birkaç gerçek vakadan esinlenerek şekilleniyor. Bu vakalar, hukukun kadınları nasıl “deli” olarak damgaladığını ve arzuları yasal sınırların ötesine geçen kadınlar ile kuir bireylerin devlet eliyle öldürülmesine nasıl zemin hazırladığını gösteriyor.
Women protesters and political prisoners have long been labelled as ‘mad’ and ‘hysterical’ or sent to psychiatric units to be “corrected”.
Çeviri: Kadın protestocular ve siyasi mahkûmlar uzun zamandır “deli” ya da “histerik” olarak damgalanıyor veya “düzeltilmeleri” amacıyla psikiyatri kurumlarına gönderiliyorlar.
This film is about disappearing and escape – it consciously stays away from narratives that dominate Iranian post-revolutionary cinema, in which oppressed women are brutalised or stuck at a dead-end of the whims of the men around them.
Çeviri: Bu film kayboluş ve kaçış üzerine. Bilinçli olarak, İran Devrimi sonrası sinemaya hâkim olan; baskı altındaki kadınların ya şiddete maruz kaldığı ya da çevrelerindeki erkeklerin keyfi kararları karşısında çıkışsız kaldığı anlatılardan uzak duruyor.